Üretim ve Yaşam

Bir fabrika resmi çizelim mi birlikte?

Öncelikle binamızı oluşturalım. İçerisine ilgi alanlarına göre odaları sıralayalım. Üretim bandı için gerekli olan makine ve ekipmanları yerleştirelim. İşleri düzenli olarak yetiştirmek için oradan oraya koşturan ve görev tanımları en ince ayrıntısına kadar yapılmış olan çalışanlarımızı koyalım. Artık fabrikamız üretime hazırdır diyebiliriz. 

Şimdi bu fabrikamızın tüm giderlerini ele alalım. Elektriği, suyu, maaşları vs. Tüm bu giderleri olabildiğince karşıladığı halde fabrikamızın bir şey üretemiyor olması abes olur değil mi?

Peki şimdi fabrika sahibi olarak seninle şöyle baş başa bir görüşelim. 

Ne fabrikası mı? 

Nefes alıp veriyor musun?

O zaman yaşadığını bildiğin bir fabrikan var demektir.

Evet aklımızla, yüreğimizle, hücrelerimizle sahip olduğumuz şeylerin gelişmiş bir fabrika misali donanımlı olduğundan bahsediyorum. 

Peki bizler ne üretiyoruz?

Kavga? Sorun? Huzursuzluk?

Tebessüm? Çözüm? Huzur?

Hepimizin yaradılışımız gereği üretim merkezi olarak değerlendirebileceğimiz bir beyni var. Bunu hepimiz biliyoruz ama bazen üretim için hammadde gerektiğini unutuyoruz. Eğer sisteme bir hammadde girişi olmaz ise üretim olarak bir sonucun çıkmaması da en doğal sonuç olur. O yüzden mevcut sistemimiz içerisine mutlaka hammadde girişi yapmamız gerekiyor. Bu hammadde çeşidi nasıl ki her fabrika için farklı farklı oluyorsa her birey için de aynı şekilde farklılık göstermektedir. Bireylerin hayatlarında üretebilme sıkıntısının altında da bu hammadde ve mevcut sistem uyumsuzluğu yattığını düşünüyorum. Yani, öncelikle kendimize uygun hammaddenin ne olduğunu bulmamız bilmemiz gerekiyor. Ne okuduğumuz, nerelere gittiğimiz, yakınımızda kimlerle olduğumuz, vaktimizi nelerle geçirdiğimiz. İşte tüm bunlar bizler için birer hammadde görevi görüyor. Bu noktalardan aklımıza ve yüreğimize neler işleniyorsa sonunda bizden üretilenlerde hammaddesi bu noktalardan gelen şeyler oluyor.

Canlı olmak ile yaşamak arasında ince bir çizgi olduğunu düşünüyorum. Eğer insan üretebiliyorsa yaşayabildiğinin farkındadır. Bir fikir, proje, sanat, vs. Yoksa hayat sadece her gün tüketilmeyi bekleyen bir zaman dilimine dönecektir. Her uyandığınız sabah gece tekrar uyuma zamanına kadar vakit öldürmekten ibaret olacaktır. İşte bu da size her günü yaşadığınızı değil her gün biraz daha öldüğünüzü gösterecektir. Aslında her ikisi de teorikte doğru ama birşeyler üretebildikçe yaşadığımızı, hayatı sadece tükettikçe de bir gün daha öldüğümüzü unutmamak lazım!

Mesela bir deneme ile başlayalım,

Birinin tebessümüne vesile olmak sizi de iyi hissettirmiyor mu?