Gençliğimizi kimsenin tahakkümü altında bırakmayacağız!

Öncelikle, geçmişten gelen kronik bir sorunun tespiti ile başlamak lazım. Yıllarca batı iyi, güzel ve modern, doğu ise kötü, çirkin ve gerici olarak lanse edilmeye çalışıldı bu topraklarda. Bununla ilgili akademisyenler, yazarlar, bazı sivil toplum kuruluşları hep iyi bir hayatın yolu birebir batılı gibi yaşayabilmekte diye empoze ettiler. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, izlediklerimiz, vs tamamen onlar gibi olamazsa toplumsal refaha ulaşamayız korkusu aşılanıyordu.

Çalışma disiplininden bahsedilmiyor bireysel hayatın dejenerasyonu isteniyordu. Bu manipülasyon süreci sonrasında ise tamamen batıya kulak kesilmiş, onların isteklerine karşı gelmeyen bir nesil yetiştirilebilmesiydi hedef. Planlar hep bu itaat nesli üzerine kuruluyordu ve bu nesli oluşturabilmek için de yıllarca süren organize bir çalışma mevcuttu.

Amaç kendi gücünü keşfedememiş bir nesil oluşturulabilmesiydi!

Bugüne geldiğimizde, milletimizin refahı için kurtuluşun batılı gibi olmak türküsünü dillerine dolayan grupların batıda kapı eşiğinde beklediğini ve adeta buyrun amirim ben geldim pozunda yanlarında durduğunu görmekteyiz. Buradaki soru şu: Kendi milletinin iradesine dahi saygı duymayanlar mı yıllarca bu milletin çıkarlarını gözetmişlerdi? Yıllarca yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleri gerçekten bu milletin selameti için miydi? Mevcut manzarayı değerlendirdiğimizde yaptıklarını daha çok birilerini memnun etme kaygısı ile yaptıklarını görebiliyoruz. Ve o birileri de onların gözünde kesinlikle aziz milletimiz değil.

Toplumsal refah için hala batı ya da bir başka yerden yardım bekleyen var ise İsviçreli Eğitim reformcusu Pestalozzi’nin şu sözünü hatırlatayım:

 

Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur: Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene hiç kimse yardım etmez!

Bir cevap yazın