“Oksijen maskesi kullanmanız gerekirse önce kendi maskenizi alınız. Daha sonra varsa çocuklarınızın maskelerini takınız.” Uçaklarda duyduğumuz uyarılardan biridir bu. Bilen bilir ancak bilmeyenler için bunun nedeni;oksijen eksikliğinin hypoxia denilen bir rahatsızlığa sebep olmasıdır. Beyin bu rahatsızlıktan en çok etkilenen organdır.Bu karışıklık anında kendinize ve çocuğunuza yardımcı olamazsınız. İlk kendi maskenizi takarak hypoxia kurbanı olmaktan kurtulabilir ve çocuğunuza daha fazla yardımcı olabilirsiniz. Kısacası başkalarına nefes aldırtabilmek için nefes alabiliyor olmanız gerekmektedir. Ama aynı zamanda kendinize nefes aldırtabilmek için de kendinizi engellememeniz gerekiyor. Araştırmalara göre kararlarımızı duygularımızla alıyoruz. Mantığımız kararlarımızı verdikten sonra devreye giriyor ve verdiğimiz kararı kendimize ve başkalarına açıklayabilmemizi sağlıyor. Beyinlerinin ağlama-gülme merkezlerini kaybeden insanların karar verme yeteneklerini kaybettiklerini biliyor muydunuz? Şüphesiz olanları unutmak ya da tepkisiz kalmak çözüm değil ancak “kendi değerlerinize” zarar getirtecek kararlar vermekten de kaçınmalısınız. Verdiğiniz kararlarda nefes almanızı engellememelisiniz. Dün olanları unutmamalı ama dünü yarına taşıyarak da yarını öldürmemeli. İş ya da okul yaşamında ilerlerken özel hayatımızda olan duygusal sorunların büyük bir tetikleyici unsur olduğunu düşünüyorum. Eğer düşünce sisteminiz “ilk olarak nefes alabilmeliyim” şeklinde bir kurguyaDevam »

Bir fabrika resmi çizelim mi birlikte? Öncelikle binamızı oluşturalım. İçerisine ilgi alanlarına göre odaları sıralayalım. Üretim bandı için gerekli olan makine ve ekipmanları yerleştirelim. İşleri düzenli olarak yetiştirmek için oradan oraya koşturan ve görev tanımları en ince ayrıntısına kadar yapılmış olan çalışanlarımızı koyalım. Artık fabrikamız üretime hazırdır diyebiliriz.  Şimdi bu fabrikamızın tüm giderlerini ele alalım. Elektriği, suyu, maaşları vs. Tüm bu giderleri olabildiğince karşıladığı halde fabrikamızın bir şey üretemiyor olması abes olur değil mi? Peki şimdi fabrika sahibi olarak seninle şöyle baş başa bir görüşelim.  Ne fabrikası mı?  Nefes alıp veriyor musun? O zaman yaşadığını bildiğin bir fabrikan var demektir. Evet aklımızla, yüreğimizle, hücrelerimizle sahip olduğumuz şeylerin gelişmiş bir fabrika misali donanımlı olduğundan bahsediyorum.  Peki bizler ne üretiyoruz? Kavga? Sorun? Huzursuzluk? Tebessüm? Çözüm? Huzur? Hepimizin yaradılışımız gereği üretim merkezi olarak değerlendirebileceğimiz bir beyni var. Bunu hepimiz biliyoruz ama bazen üretim için hammadde gerektiğini unutuyoruz. Eğer sisteme bir hammadde girişi olmaz ise üretim olarak bir sonucun çıkmaması da en doğal sonuç olur. O yüzden mevcut sistemimiz içerisine mutlaka hammadde girişi yapmamızDevam »

Öncelikle, geçmişten gelen kronik bir sorunun tespiti ile başlamak lazım. Yıllarca batı iyi, güzel ve modern, doğu ise kötü, çirkin ve gerici olarak lanse edilmeye çalışıldı bu topraklarda. Bununla ilgili akademisyenler, yazarlar, bazı sivil toplum kuruluşları hep iyi bir hayatın yolu birebir batılı gibi yaşayabilmekte diye empoze ettiler. Yediklerimiz, içtiklerimiz, giydiklerimiz, izlediklerimiz, vs tamamen onlar gibi olamazsa toplumsal refaha ulaşamayız korkusu aşılanıyordu. Çalışma disiplininden bahsedilmiyor bireysel hayatın dejenerasyonu isteniyordu. Bu manipülasyon süreci sonrasında ise tamamen batıya kulak kesilmiş, onların isteklerine karşı gelmeyen bir nesil yetiştirilebilmesiydi hedef. Planlar hep bu itaat nesli üzerine kuruluyordu ve bu nesli oluşturabilmek için de yıllarca süren organize bir çalışma mevcuttu. Amaç kendi gücünü keşfedememiş bir nesil oluşturulabilmesiydi! Bugüne geldiğimizde, milletimizin refahı için kurtuluşun batılı gibi olmak türküsünü dillerine dolayan grupların batıda kapı eşiğinde beklediğini ve adeta buyrun amirim ben geldim pozunda yanlarında durduğunu görmekteyiz. Buradaki soru şu: Kendi milletinin iradesine dahi saygı duymayanlar mı yıllarca bu milletin çıkarlarını gözetmişlerdi? Yıllarca yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleri gerçekten bu milletin selameti için miydi? Mevcut manzarayı değerlendirdiğimizde yaptıklarını dahaDevam »